Bedenini Hissetmeseydin, Var Olduğunu Bilir miydin?
Özet
Kendimizi tanıtırken adımızı, yaşımızı veya yaptığımız işi söyleriz. Fakat bütün bu bilgilerden önce gelen daha yalın bir mesele vardır: Kendimizin var olduğunun nasıl farkına varırız? İbn Sînâ’nın Uçan İnsan düşünce deneyi, duyusal bilgi ile kendilik farkındalığı arasındaki ilişkiyi araştırır. Tasarlanan insan bedensiz değildir; bedenini algılamadığı varsayılır. Bu ayrım, düşünce deneyini anlamanın ilk şartıdır. Yazı, senaryoyu açıkladıktan sonra kendilik bilgisiyle nefsin mahiyeti arasındaki geçişi ve bu geçişe yöneltilen itirazları ele alır.

İçindekiler · 13 bölüm
1. Kendine dair bildiklerini bir anlığına ayır
Bir aynaya baktığında yüzünü görürsün. Konuştuğunda sesini işitirsin. Elini masaya koyduğunda bir yüzeye dokunduğunu hissedersin. Bunlar kendine ilişkin bilgi edinmenin tanıdık yollarıdır. Ancak “Yüzümün nasıl göründüğünü biliyorum” ile “Var olduğumun farkındayım” aynı cümle değildir.
Bu yazının başlangıç sorusu tam burada doğuyor: Kendine ilişkin belirli özellikleri bilmekle, kendinin var olduğunun farkında olmak arasında nasıl bir ilişki var? Bir insanın adını unutması, adının olmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde kişinin kendi bedenine ilişkin bir bilgiye ulaşamaması ile bedeninin bulunmaması da birbirinden ayrılmalıdır. Bunlar aşağıdaki tartışmayı açıklamak için kullandığımız örneklerdir; İbn Sînâ’dan alıntı değildir.
2. Uçan İnsan neyi tasarlar?
İbn Sînâ, eş-Şifâ’nın nefs incelemesinin ilk bölümünde, bir anda ve yetileri bakımından tamamlanmış olarak meydana gelen bir insanı düşünmemizi ister. Görmesi engellenmiştir; uzuvları birbirine değmez; hava bile duyusal bir temas sağlamaz. İbn Sînâ’ya göre bu kişi bedeninin parçalarını bilmese de kendi varlığını olumlayacaktır. [1]
Burada uçmak bir beceri, mucize veya tarihsel olay değildir. Havada bulunma tasarımı, kişinin temas yoluyla bilgi edinmesini senaryodan uzaklaştırır. Dolayısıyla anlatıyı “İbn Sînâ bir insanı havaya kaldırdı” diye aktarmak yanlış olur. Bu bir düşünce deneyidir. [1]
3. Bedenin olmaması ile bedenin hissedilmemesi
Düşünce deneyindeki kişinin bedeni vardır. Tartışılan, onun bedenini algılamadan kendisini bilip bilemeyeceğidir. Bedenin varlığına ilişkin bir soru ile bedene ilişkin bilgiye erişme sorusu birbirinden farklıdır. Peter Adamson’ın açıklamasında da duyusal geçmişin yokluğu ve öz-farkındalığın korunacağı kabulü belirleyicidir. [2]
Bu nedenle senaryoyu sıradan bir insanın gözlerini kapatmasıyla eşitlememeliyiz. Gözlerini kapatan kişi bedenine ilişkin önceki bilgilerini yanında taşır. Ayrıca hareket, temas veya bedenin konumuna ilişkin hisler gündeme gelebilir. Adamson bu ikinci noktayı da tartışmanın önündeki sorulardan biri olarak ele alır. [2]
Senaryonun gücü, koşulları kolayca yaşayabilmemizden gelmez. Koşulları zihinde ayırdığımızda neyi kabul ettiğimizi ortaya çıkarmasından gelir. Bu, deneysel bir ölçüm sonucu sunduğu anlamına gelmez.
4. “Ben varım” demek ne demektir?
Adamson, İbn Sînâ’nın buradaki öz-farkındalık düşüncesini, dikkatimizi her an kendimize çevirmemizi gerektirmeyen bir farkındalık olarak açıklar. Düşünce deneyi de bu farkındalığa dikkat çekmenin bir yoludur. [2]
Bunu açıklamak için üç soruyu ayırabiliriz:
- Kendimin var olduğunun farkında mıyım? - Kendim hakkında hangi özellikleri biliyorum? - Farkında olduğum bu “ben”in nasıl bir varlık olduğunu biliyor muyum?
İlk soruya verilen cevap, öteki ikisinin cevabını otomatik olarak içermez. “Buradayım” diyebilmek, nasıl bir varlık olduğuma ilişkin bütün tartışmaları bitirmeyebilir. Uçan İnsan’ı okurken en çok dikkat edilmesi gereken geçiş de budur.
5. Farkındalıktan mahiyete geçilebilir mi?
Peter Adamson ve Fedor Benevich, 2018 tarihli makalelerinde, düşünce deneyini İbn Sînâ’nın mahiyet bilgisine ilişkin yaklaşımıyla birlikte yorumlar. Onların okumasında, kişi kendi özünü kavradığında o özü oluşturan özelliklerin de anlaşılır olması önemlidir. Beden kavranmadan özün varlığı kavranabiliyorsa, bedenle bağlantının özün kurucu bir unsuru olmadığı yönünde bir açıklama geliştirirler. [3]
Bu yorum, “Bedenimi bilmiyorum, öyleyse beden değilim” biçimindeki kısa formüle ek bir dayanak sağlar. Burada bir bilgi eksikliği ile özün kavranması arasında ayrım yapılmaktadır. Makale bu sebeple düşünce deneyini daha geniş bir bilgi teorisinin içinde ele alır; yalnızca etkileyici bir hayal sahnesi olarak bırakmaz. [3]
Yine de bir yorumun güçlü olması, tartışmanın kapanmış olması demek değildir. Okurun şu soruyu sorması gerekir: Kendimi bildiğimde kendimi ne ölçüde biliyorum? Yalnızca varlığımı mı fark ediyorum, yoksa ne olduğumu da yeterince kavrıyor muyum?
6. En ciddi itiraz: Bilmediğin özellik yok mu sayılır?
Kendi açıklayıcı örneğimizi kullanalım. Bir konuşmayı dinlediğini biliyorsun; konuşanın bir takma ad kullandığını bilmiyorsun. Buradan “Dinlediğim kişi, o takma adı kullanan kişi olamaz” sonucu çıkmaz. Aynı kişi hakkında bazı bilgileri bilip bazılarını bilmemek mümkündür.
Bu örnek, öz-farkındalık tartışmasının doğrudan çözümü değildir. Yalnızca bir çıkarım riskini görünür kılar: Bilgimizin sınırları ile varlığın sınırlarını birbirine karıştırmak. Adamson da Uçan İnsan hakkındaki popüler açıklamasında bu tür bir geçişin problemine dikkat çeker. [2]
Düşünce deneyini savunan kişinin, kendilik bilgisinin neden sıradan eksik bilgiden farklı olduğunu açıklaması gerekir. Eleştiren kişinin ise yalnızca “Böyle biri gerçekte yok” demekle yetinmemesi gerekir; varsayımların neden kabul edilemeyeceğini veya sonucun neden çıkmadığını göstermelidir. Bu iki görev, tartışmayı sloganlardan uzaklaştırır.
7. Araştırmacılar hangi noktada ayrılıyor?
Jari Kaukua, 2020 tarihli makalesinde Adamson ve Benevich’in yorumuna itiraz eder. Kaukua’ya göre asıl hedef, nefsin mahiyetini belirlemekten ziyade, onun varlığının farkına varılmasıyla ilgili sorudur. Elde edilen bilginin mahiyet bilgisi sayılıp sayılamayacağını da sorgular. [4]
Dolayısıyla araştırma literatüründe yalnızca “argüman geçerli mi?” sorusu bulunmaz. “Argüman tam olarak neyi hedefliyor?” sorusu da tartışılır. Aynı pasajın maksadını farklı yorumlamak, onun başarılı olup olmadığına ilişkin değerlendirmeyi de etkiler. Bu anlaşmazlığı belirtmek, İbn Sînâ’yı küçültmek değil; düşüncesini ciddiye alarak okumaktır. [4]
8. Bugün bu metni nasıl okuyabiliriz?
Önce iddiayı kendi sınırları içinde kurabiliriz: Duyusal yoldan beden bilgisine sahip olmak, kendilik farkındalığı için zorunlu mudur? Ardından cevap için kullanılan öncülleri belirleyebiliriz. Son olarak bu öncüllerden hangi sonuçların çıktığını, hangilerinin ek gerekçe istediğini sorabiliriz.
Bu okuma sırasında üç aşamayı birbirine karıştırmamak yararlıdır: Senaryonun tasarlanabilmesi, senaryoda öz-farkındalığın kalacağının kabul edilmesi ve buradan nefsin mahiyeti hakkında sonuç çıkarılması. Bir aşamayı kabul etmek, diğerlerini gerekçesiz kabul etmeyi gerektirmez.
Buradan “Ruhun varlığı bilimsel olarak kanıtlandı” veya “Beynin hiçbir önemi yok” sonuçları çıkarılamaz. Bunlar, düşünce deneyinin burada incelenen öncüllerinin sunduğundan daha güçlü iddialardır. Felsefî bir argümanı ciddiye almak, onun kanıtlamak istediği şeyi belirlemek kadar, kanıtlamadığı şeyleri de ayırt etmeyi gerektirir.
9. Senaryoyu adım adım okumak
Düşünce deneyini anlamak için koşullarını ve sonucunu ayrı ayrı yazmak yararlıdır. İlk koşul, insanın geçmiş duyusal tecrübelerinden hareket etmemesidir. İkinci koşul, o anda da bedenine ilişkin duyusal veriye ulaşmamasıdır. Ardından İbn Sînâ’nın kabulü gelir: Bu durumda kişi yine de kendi varlığını olumlayacaktır. Son aşamada ise bu olumlamanın bedenle ilişkisinin ne olduğu sorulur. [1]
Bu sıralamada önemli bir ayrım vardır. İlk iki koşul bir tasarımın şartlarıdır; üçüncü cümle, bu şartlar altında ne olacağına ilişkin felsefî kabuldür. Son cümle ise yorumlanması gereken sonuçtur. Okur, tasarımın şartlarını anladığı hâlde üçüncü kabulü tartışmalı bulabilir. Yahut öz-farkındalık kabulüne katılıp bundan bedenden ayrılık sonucunun çıkmasına itiraz edebilir. Böylece tartışmanın hangi basamakta başladığı açıklığa kavuşur.
Bir argümana karşı çıkarken “Bana ikna edici gelmedi” demek başlangıç olabilir; fakat gerekçe değildir. Daha verimli soru şudur: Hangi öncüle, hangi nedenle katılmıyorum? Bir öncülün yanlış olduğunu düşünmek ile doğru öncüllerden yanlış sonuç çıkarıldığını düşünmek ayrı itirazlardır. Uçan İnsan, bu ayrımı pratik olarak çalışabileceğimiz bir örnek sunar.
10. Varlık, mahiyet ve özdeşlik: Üç ayrı soru
Bu yazıda varlık sorusu “Böyle bir şey var mı?”, mahiyet sorusu “Bu şey nedir?”, özdeşlik sorusu ise “Sözünü ettiğimiz iki şey gerçekte aynı şey mi?” biçiminde ifade edilebilir. Bunlar okuma kolaylığı için yapılmış açıklamalardır. Üç soruyu tek cümlede topladığımızda, birine verilen cevabı diğerlerine de cevap sanma tehlikesi doğar.
Örneğin karanlık bir odada bir ses işittiğini düşün. Bir şey işittiğinden emin olabilirsin; fakat sesin nereden geldiğini henüz bilmeyebilirsin. Bu örnek kendilik farkındalığıyla aynı türden bir bilgi değildir ve İbn Sînâ’nın kanıtı olarak sunulmuyor. Yalnızca “Bir şeyin bulunduğunu bilmek” ile “O şeyin ne olduğunu bütün ayrıntılarıyla bilmek” arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.
Uçan İnsan hakkında mahiyet merkezli okuma, tam da bu mesafenin sıradan nesne bilgisindeki kadar açık olup olmadığını sorgular. Adamson ve Benevich’in yorumunun önemi buradadır: Özün kavranmasıyla kurucu özelliklerinin bilinmesi arasında bir bağ kurarlar. Bu bağı kabul edersen, bedenin farkındalığın içeriğinde yer almaması farklı bir ağırlık kazanır. Bağı kabul etmezsen, aynı senaryo daha sınırlı bir sonuç verir. [3]
Bu nedenle bir görüşü değerlendirirken önce o görüşün hangi anlamda “bilmek” dediğini sormak gerekir. Tanımak, varlığını fark etmek, özelliklerini sıralamak ve mahiyetini kavramak aynı işlem değildir. Tartışmanın güçlüğü yalnızca nefs ile beden kelimelerinde değil, bilginin bu farklı kullanımlarında da bulunur.
11. Bir itirazı kuvvetli hâliyle kurmak
Argümana itiraz eden bir okur şöyle diyebilir: “Kendimin farkında olmamı kabul ediyorum. Fakat farkında olduğum şeyin bütün özelliklerini bildiğim neden kabul edilsin?” Bu, düşünce deneyini hafife alan bir itiraz değildir. Tam tersine, kabul edilen bir noktadan hareketle bir sonraki adımın gerekçesini ister.
Savunan okur ise şöyle karşılık verebilir: “Buradaki farkındalık, bir nesnenin birkaç özelliğini dışarıdan öğrenmeye benzemiyor; kişinin kendisine doğrudan erişiminden söz ediyoruz.” Bu cevap da tek başına tartışmayı bitirmez. Doğrudan erişimin kapsamı açıklanmalıdır: Dolaysız olması, eksiksiz olduğu anlamına mı gelir? Yanılmaya kapalı olduğu düşünülse bile, mahiyetin bütününü verdiği ayrıca gösterilmeli midir?
Bu iki konuşma, tarihsel metinden alınmış sözler değil, anlaşmazlığı daha açık göstermek için kurulmuş örneklerdir. Amaç taraflardan birini kolayca yenmek değildir. Aynı kelimelerin farklı anlamlarla kullanılabildiğini görmek ve bir sonuca ulaşmak için hangi ek gerekçelerin gerektiğini belirlemektir.
Burada tartışma ahlâkı da önem kazanır. İbn Sînâ’nın görüşünü “Beden diye bir şey yoktur” cümlesine çevirmek, eleştiriyi kolaylaştırır ama yanlış bir hedef üretir. Eleştirmeni “Kendinin varlığını bile inkâr ediyor” diye sunmak da aynı hataya düşebilir. Daha sağlam bir okuma, muhatabın kabul ettiği noktaları koruyarak ayrıldığı yeri gösterir.
12. Okur için küçük bir düşünme çalışması
Bir kâğıda kendin hakkında bildiğin beş şeyi yaz: adın, yaşadığın şehir, bir hatıran, yüzünün görünüşü ve o anda düşündüğün bir mesele. Ardından her birini nasıl bildiğini sor. Bunların hangisinde hafıza, hangisinde başkasının verdiği bilgi, hangisinde duyular, hangisinde kendi düşünmene dikkat etmen öne çıkıyor?
Bu çalışma Uçan İnsan’ın şartlarını gerçekleştirmez. Zihnindeki geçmişi silmez, duyularını ortadan kaldırmaz ve nefsin bedenden ayrı olduğunu kanıtlamaz. Yaptığı daha sınırlıdır: Kendine ilişkin bilgilerini tek bir tür bilgi olarak düşünme alışkanlığını sorgulatır. Örnek ile kanıt arasındaki farkı koruduğun sürece faydalı olabilir.
Son olarak iki ayrı cümle tamamla: “Bu düşünce deneyinde güçlü bulduğum nokta…” ve “Henüz gerekçesini yeterli bulmadığım geçiş…” İki cümleyi de yazabilmek kararsızlık göstergesi değildir. Bir düşünürü, bütün sonuçlarını peşinen kabul etmeden de dikkatle okuyabildiğini gösterir.
Okumayı bir arkadaşınla sürdürürsen önce senaryoyu birbirinize anlatın. Sonra “Kişinin bedeni var mı?”, “Duyusal geçmişi var mı?”, “Öz-farkındalık varsayımına katılıyor muyuz?” ve “Bundan hangi sonuç çıkıyor?” sorularına ayrı cevap verin. Böylece anlaşmazlığınızın tarihsel metni farklı anlamaktan mı, bir öncülü reddetmekten mi, yoksa çıkarıma itiraz etmekten mi doğduğunu görebilirsiniz.
13. Geride kalan soru
Kendini anlatırken birçok özelliğini sayabilirsin. Yaşadığın yer, hatırladığın insanlar, sevdiğin kitaplar, sesin ve yüzün… Ancak bunların herhangi birine ilişkin bilgin ile kendinin farkında olman arasındaki bağı ayrıca düşünmek mümkündür.
Uçan İnsan’ın okura bıraktığı davet budur: “Kendimi biliyorum” derken neyi bildiğimi açıklayabiliyor muyum?
Bir düşünce deneyini değerli kılan, her okuru aynı sonuca zorlaması değildir. Varsayımlarımızı görünür hâle getirip daha açık bir soruya ulaşmamıza yardımcı olması da değerlidir. İbn Sînâ’yla birlikte başlayan bu okumada asıl kazanç, kolay bir hükümden önce daha dikkatli bir ayrım yapabilmektir.
Kaynakça & ileri okuma
- İbn Sînâ, eş-Şifâ, Kitâbü’n-Nefs, I.1. Karşılaştırma metni: Simon Kemp, The Psychology of Avicenna: An English Version of the Liber de Anima (2023), PDF s. 18. Latince aktarım üzerinden İngilizce çeviridir; doğrudan Arapçadan çeviri değildir.
- Peter Adamson, “What can Avicenna teach us about the mind-body problem?”, Aeon, 9 Eylül 2016.
- Peter Adamson ve Fedor Benevich, “The Thought Experimental Method: Avicenna’s Flying Man Argument”, Journal of the American Philosophical Association 4/2 (2018), 147–164. DOI: 10.1017/apa.2018.2. Yorumun çerçevesi üniversitenin açık yayın özetinden aktarılmıştır.
- Jari Kaukua, “The Flying and the Masked Man, One More Time: Comments on Peter Adamson and Fedor Benevich, ‘The Thought Experimental Method: Avicenna’s Flying Man Argument’”, Journal of the American Philosophical Association 6/3 (2020), 285–296. DOI: 10.1017/apa.2019.52. İtirazın çerçevesi yayın özetine dayanır.
İbn Sînâ’nın Uçan İnsanı: Benlik, Nefs ve Beden Üzerine. Kaynaklı açıklama ve değerlendirmedir; hakemli akademik makale değildir. Modern örnekler ve okur çalışmaları açıklama amacıyla hazırlanmıştır; İbn Sînâ’ya ait alıntılar değildir. Kaynakların aktarım ve erişim bilgileri kaynakçada belirtilmiştir.
Bu alandaki yazılara dön