Merak Defteri

Aynı Şeyi Çok Duyunca Neden Doğru Sanıyoruz?

Özet

Bir cümleyle tekrar karşılaşmak, bazen o cümleyi doğrulayan yeni bir kanıt varmış gibi hissettirebilir. Psikolojide doğruluk yanılsaması olarak araştırılan bu etki neyi gösteriyor, neyi göstermiyor? Tekrarı bağımsız doğrulamadan, tanıdıklığı bilgiden ayırarak; deneylerin sınırları, paylaşma kararları ve gündelik kaynak kontrolü üzerine bir okuma.

Tarihî kitapların bulunduğu çalışma masasının temsili görseli
Temsili görsel · Belirli bir tarihî mekânı veya eseri belgelememektedir.
İçindekiler · 11 bölüm

Bir cümle, üç ekran, tek kaynak

Sabah bir paylaşımda okuyorsun. Öğleden sonra aynı cümle bir videonun içine giriyor. Akşam bir arkadaşın gönderiyor. Ertesi gün biri konuyu açtığında cevap hazır: “Bunu ben de duymuştum.” Fakat duymuş olmak ile doğrulamış olmak aynı şey mi? Üç karşılaşmanın arkasında üç ayrı araştırma mı var; yoksa tek bir iddianın dolaşıma girmiş üç kopyası mı?

Burada asıl soru, insanların niçin yeterince akıllı olmadığı değildir. Soru, bir bilgiyle karşılaşma geçmişimizin o bilgiyi değerlendirirken hangi rolü oynadığıdır. Daha önce gördüğümüz bir ifade, yeni bir ifadeye göre daha doğru görünebilir. Araştırmalarda bu eğilim doğruluk yanılsaması, İngilizce adıyla illusory truth effect olarak ele alınır. Bu, tekrarın bir iddiayı gerçekte doğruya çevirmesi değil, doğruluk yargısını etkileyebilmesidir. [1]

Yazı boyunca iki ayrı teraziyi karıştırmayacağız: Bir iddianın bize ne kadar inandırıcı geldiği ve onu destekleyen kanıtın ne kadar güçlü olduğu. Birincisi hakkında psikolojik deney yapabiliriz. İkincisi için iddianın konusuna uygun belgeye, ölçüme veya gerekçeye bakmamız gerekir. İnandırıcılığı inceleyen bir deney, bir tarih iddiasını tek başına doğrulayamaz.

Araştırma bize ne kadarını söyleyebiliyor?

Ye ve çalışma arkadaşlarının 2026 tarihli sistematik derleme ve meta-analizi, 182 çalışmadan ve 31.184 katılımcıdan elde edilen sonuçları birleştiriyor. Yayın yanlılığı için yapılan düzeltmenin ardından tekrarın algılanan doğruluk üzerindeki ortalama etkisi küçük, fakat tutarlı bulunuyor. Çalışmalar arasında ise önemli farklılıklar var. Dolayısıyla bulgu, her insanın her cümleye aynı ölçüde inanacağı biçiminde okunamaz. [1]

Meta-analiz tek bir büyük deney değildir; farklı deneylerin sonuçlarını belirli seçim ve analiz kurallarıyla birlikte değerlendiren bir çalışmadır. İncelenen malzemenin ve deney düzeninin çeşitliliği, sonucu gündelik hayatın her anına aynı kuvvetle taşımamayı gerektirir. Derlemede çalışmaların çoğunun Avrupa ve Kuzey Amerika’da yapılmış olması da genellemenin sınırlarından biridir. [1]

Bu sonuçlardan “İnsanlar düşünmez”, “Doğru diye bir şey yok” veya “İstediğin herkesi tekrar yoluyla ikna edebilirsin” hükümlerini çıkaramayız. Araştırılan şey, insanların ortalama değerlendirmelerinde görülen bir eğilimdir. Başlığa bakıp yazının kendisini atlamak, tam da burada eleştirdiğimiz aceleci bilgi alışkanlığını yeniden üretir.

Tanıdıklık neden kanıt gibi hissedebilir?

Öne çıkan açıklamalardan biri işleme akıcılığıdır: Daha önce karşılaşılan bir ifadeyi zihinsel olarak işlemek kolaylaşabilir; bu kolaylık, değerlendirmede doğruluk işareti gibi kullanılabilir. Fazio ve arkadaşlarının araştırması, katılımcıların kimi durumlarda ilgili doğru bilgiye sahip oldukları hâlde tekrarın etkisini gösterebildiğini ortaya koydu. Bilginin bellekte bulunması ile değerlendirme sırasında o bilgiye başvurulması aynı şey değildir. [2]

Bunu bir okuma deneyimiyle düşünelim: Yeni bir metnin ilk paragrafında duraklarsın; ikinci okuyuşunda daha rahat ilerlersin. Okumanın kolaylaşması gerçek bir deneyimdir. Fakat bu kolaylık, metindeki bütün cümleler için ayrı ayrı kanıt elde ettiğin anlamına gelmez. Burada verdiğimiz örnek bir benzetmedir; araştırmanın deney düzenini yeniden üretmez.

“Bilgi bizi korumuyor” başlığını da fazla genişletmemek gerekir. Bu bulgu, öğrenmenin faydasız olduğu veya uzmanlık ile bilgisizliğin eşdeğer olduğu anlamına gelmez. Daha ölçülü sonuç şudur: Bildiğimiz bir şeyi, karar anında gerçekten kullanıp kullanmadığımıza dikkat etmeliyiz. Bir iddiaya rastlayınca yalnızca “Tanıdık mı?” diye değil, “Bildiklerimle uyuşuyor mu, dayanağı ne?” diye sormak bu ayrımı görünür kılar. [2]

Kaç tekrar yeter? Sihirli bir sayı yok

Hassan ve Barber’ın iki deneyinde genel bilgi ifadeleri farklı sayılarda tekrarlandı; deneylerden birinde tekrar sayısı 27’ye kadar çıktı. Algılanan doğruluk tekrarlarla yükseldi, fakat yükseliş her ek tekrarda aynı büyüklükte değildi. En büyük artış, ifadeyle yeniden karşılaşmanın ilk aşamasında görüldü; sonraki artışlar daha küçüktü. [3]

Bu sonuç bir sosyal medya reçetesi değildir. “Bir cümleyi şu kadar kez söyle, herkes inanır” diye bir eşik vermez. Kullanılan ifadeler, zaman aralığı ve değerlendirme yöntemi o deneyin parçasıdır. Sayıları bağlamından çıkarıp kesin bir ikna formülü gibi sunmak, araştırmanın söylemediği bir şeyi ona söyletmek olur.

Gündelik hayatta daha yararlı soru şudur: Bu ifadeyle yeniden karşılaşınca elimde gerçekten yeni bir gerekçe oluştu mu? Yeni bir belge, bağımsız bir ölçüm veya farklı verileri değerlendiren bir çalışma geldiyse bilgi durumumuz değişebilir. Yalnızca aynı cümle başka bir tasarımla önümüze geldiyse, değişen şey çoğu zaman karşılaşma sayımızdır. Kanıtın çoğalması ile görüntünün çoğalması birbirinin yerine konmamalıdır.

Bir iddiayı doğru bulmakla paylaşmak arasındaki bağ

Vellani ve arkadaşları 2023’te toplam 260 katılımcıyla yürüttükleri iki deneyde tekrar ile paylaşma tercihi arasındaki ilişkiyi inceledi. Katılımcılar, daha önce gördükleri ifadeleri paylaşmaya daha yatkındı; bu ilişkiye algılanan doğruluk aracılık ediyordu. Araştırma sağlık ve genel bilgi ifadeleri üzerinde yapıldı. [4]

Buradaki dikkat noktası ölçümün kendisidir: Katılımcıların deneyde hangi ifadeleri paylaşmak istediklerini belirtmesi, gerçek bir Instagram hesabının kaç kişiye erişeceğini ölçmek değildir. Bu çalışmadan keşfet algoritmasının nasıl işlediğini veya bir videonun kesinlikle yayılacağını öğrenemeyiz. Öğrenebileceğimiz şey, doğruluk hissinin paylaşma kararına da eşlik edebildiğidir. [4]

Bizim yayıncılık açısından çıkarabileceğimiz sorumluluk açıktır: Bir içeriği paylaşmak, cümleyi yalnızca kendi zihnimizde tutmaktan farklıdır. Onu başka birinin bilgi ortamına taşırız. Özellikle “Bunu herkes bilmeli” hissi uyandıran bir içerikte, paylaş düğmesine basmadan önce iddianın aslına ulaşmak için küçük bir duraklama yapmak anlamlıdır. Bu bir erişim taktiği değil, okura karşı gösterilen özendir.

Beş hesap aynı şeyi söylüyorsa beş kanıt mı vardır?

Şöyle bir örnek kuralım: A hesabı bir tarihi söz paylaşır. B, A’nın gönderisini aktarır. C, B’den alıp bir fotoğrafın üzerine yazar. D bunu kısa videoya çevirir. E ise videodaki cümleyi kaynak göstermeden tekrarlar. Okur beş farklı hesap görür; fakat sözün hangi kitapta geçtiği hâlâ bilinmemektedir. Bu örnekte hesap sayısı artmıştır, bağımsız dayanak sayısı değil.

Bunun tersi de mümkündür. Aynı sonuca ulaşan farklı araştırmalar gerçekten bağımsız veriler kullanabilir. O zaman kaynakların birbiriyle uyuşması önemlidir. Mesele, uzlaşmayı küçümsemek veya yaygın olan her görüşten kuşkulanmak değildir. Mesele, görünen çokluğun arkasında nasıl bir bilgi üretimi bulunduğunu anlamaktır.

Bir haberin beş gazetede görünmesiyle beş ayrı muhabirin olayı bağımsız biçimde doğrulaması aynı durum değildir. Tek bir ajans haberinin yayılması da haberin yanlış olduğunu göstermez. Yalnızca o beş sayfayı beş bağımsız doğrulama diye saymamamız gerektiğini gösterir. Kaynak zincirini izlemek, hem yanlış kuşkuculuğa hem de aceleci güvene karşı daha dengeli bir yol sunar.

İlk kaynağa ulaşınca iş bitmez. Kaynağın kendisinin neye dayandığı, hangi tarihte yazıldığı ve cümlenin bağlamının korunup korunmadığı da sorulur. Bir araştırmanın başlığını görmek, yöntemini okumakla aynı şey değildir. Bir kitabın adını öğrenmek de içinde gerçekten o ifadenin bulunduğunu göstermeye yetmez.

Tekrar, doğrulama ve öğrenme birbirine karıştırılmamalı

Tekrar kelimesi burada olumsuz bir etiket değildir. Bir kelimeyi öğrenmek, bir metni anlamak veya bir beceriyi çalışmak için tekrar edebiliriz. Bu yazının konusu, tekrarın bütün kullanım alanları değil; bir iddianın doğruluğunu değerlendirirken karşılaşma sayısını nasıl yorumladığımızdır. Defalarca okuduğumuz bir doğru, sırf tekrarlandığı için şüpheli hâle gelmez.

Aynı şekilde, çok dolaşan bir iddia otomatik olarak yanlış değildir. “Bunu herkes söylüyor, demek ki doğrudur” ile “Bunu herkes söylüyor, demek ki yanlıştır” birbirine zıt görünür; fakat ikisi de cümlenin gerekçesini atlama riski taşır. Daha iyi soru, “Bu konuda hangi kanıta sahibiz?” sorusudur.

Doğruluğu belirsiz bir tarih iddiasıyla açıkça kişisel bir beğeniyi de ayırmak gerekir. “Bu eser şu tarihte yazıldı” cümlesi ile “Bu eseri çok etkileyici buldum” cümlesi aynı türden iddia değildir. İlkinde belge ve tarih araştırırız; ikincisinde kişinin deneyimini dinleriz. Her cümleye aynı doğrulama yöntemini uygulamak, eleştirel düşünme görüntüsü altında kavramları karıştırabilir.

İlk karşılaşmada durup doğruluğu sormak

Brashier, Eliseev ve Marsh’ın çalışmasında ilk karşılaşma sırasında doğruluğu değerlendirmeye odaklanmak, ilgili bilgiye sahip katılımcılarda daha sonraki tekrar etkisini önledi. Bulgudaki “ilgili bilgiye sahip olma” şartı önemlidir. Yalnızca dikkatli olmaya niyet etmek, bilmediğimiz bir konudaki doğru cevabı kendiliğinden vermez. [5]

Buradan hareketle gündelik okuma için beş adımlık bir çalışma öneriyoruz. Bu bir klinik test veya deneysel olarak doğrulanmış özel Mîzan yöntemi değildir; kaynak okuma pratiğidir. Birinci adım, iddiayı tek cümlede yazmak. İkinci adım, onun bir olgu iddiası mı, yorum mu, tahmin mi olduğunu ayırmak. Üçüncü adım, ilk kaynağı bulmak. Dördüncü adım, kaynakla paylaşımdaki cümlenin gerçekten örtüşüp örtüşmediğini kontrol etmek. Beşinci adım, eldeki bilgi yetmiyorsa hükmü ve paylaşmayı ertelemek.

Örneğin bir gönderi “Araştırma, bu yöntemin herkeste işe yaradığını kanıtladı” diyorsa makalede “bazı katılımcılarda ortalama bir fark görüldü” yazıp yazmadığına bakarız. Örneklem, karşılaştırma grubu ve ölçülen sonuç aynı sorunun parçalarıdır. Bilimsel görünmek için bir dergi adı eklemek ile o derginin yayımladığı bulguyu doğru aktarmak farklı işlerdir.

Kimi zaman kaynağın ücretli olması, dilini bilmemek veya teknik yöntemleri anlayamamak yüzünden değerlendirmeyi tamamlayamayız. Böyle bir durumda “Bilmiyorum” demek araştırmanın başarısızlığı değildir. Belirsizliğin nerede başladığını dürüstçe işaret etmektir. Konuyla ilgili uzman değerlendirmesine başvurmak da düşünmekten vazgeçmek değil, bilgi sınırını ciddiye almaktır.

Bu bilgiyi başkalarını etiketlemek için kullanırsak?

Bir insanın görüşünü yalnızca “Bunu çok duyduğu için inanıyor” diyerek açıklamak, o görüşün doğruluğu hakkında karar vermeye yetmez. Böyle bir cümle, kanıt incelemesinin yerine psikolojik bir tahmin koyabilir. Karşımızdakinin nasıl düşündüğünü bildiğimizi varsaymak yerine, ileri sürdüğü gerekçeyi açıkça istemek daha adildir.

Aynı ölçü kendi sevdiğimiz görüşler için de geçerlidir. Katıldığımız bir gönderinin kaynak istemeyeceğini, karşı çıktığımız bir gönderinin ise bütün ayrıntılarıyla ispatlanması gerektiğini düşünürsek teraziyi baştan eğmiş oluruz. Bu yazı belirli bir dinî, siyasî veya kültürel grubun neden yanıldığını anlatmıyor; kendi bilgi alışkanlıklarımıza da uygulanabilecek bir soruyu açıyor.

Bir yanlış fark ettiğimizde düzeltmenin biçimi de önem taşır. Doğru bilgiyi anlaşılır biçimde vermek, ulaşılabilir kaynağını eklemek ve önceki ifadenin hangi kısmının sorunlu olduğunu göstermek; yalnızca “Yalan!” yazmaktan daha açıklayıcıdır. Bu, her düzeltmenin mutlaka ikna edeceği iddiası değil, tartışmayı denetlenebilir gerekçeler üzerinde tutma tercihidir.

Okumadan uygulamaya

Yazının altında beş kısa durum var. Her birinde önce soruyu kendin yanıtlamayı dene, sonra değerlendirmeyi aç. Amaç doğru cevap sayısı üzerinden kendine bir etiket koymak değil; hangi noktada yeni bilgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmek. Durumların tamamı açıklama amacıyla kurgulanmıştır.

Bu çalışmayı günlük hayatta da sürdürebilirsin: Kaydettiğin bir gönderiyi seç ve altına iki cümle yaz. “Bu iddiayı tanıyorum, çünkü…” ve “Bu iddianın doğru olduğunu düşünüyorum, çünkü…” İkinci boşluğu doldururken yalnızca ilk cümleyi tekrar ediyorsan, belki de ihtiyacın olan şey daha fazla karşılaşma değil, daha iyi bir kaynaktır.

Bizce: Tanıdıklığı bilgiyle karıştırmamak

Bizce bilgiye saygı, her tanıdık cümleye güvenmekle de her yaygın görüşü reddetmekle de gösterilmez. Saygı, bir iddiaya hak ettiği soruyu sormaktır: Bunu nereden biliyoruz? Mîzan’da merakı canlı tutarken ulaşmak istediğimiz yer, şaşkınlığı sürekli artırmak değil, okurun kendi gerekçesini kurabilmesidir. İyi bir içerik bizi yalnızca “Bunu hiç duymamıştım” noktasında bırakmamalı; “Artık neye dayanarak konuştuğumu daha iyi biliyorum” noktasına taşımalıdır. Bir cümleyi çok duymuş olabiliriz. Onun dayanağını ilk kez bugün araştırabiliriz.

Kaynakça & ileri okuma

  1. Ye, S., Attali, D., Ghazi, M., Cachia, A., Cassotti, M. ve Borst, G. (2026). Systematic review and meta-analysis of the evidence for an illusory truth effect and its determinants. Nature Communications. DOI: 10.1038/s41467-026-70041-x.
  2. Fazio, L. K., Brashier, N. M., Payne, B. K. ve Marsh, E. J. (2015). Knowledge does not protect against illusory truth. Journal of Experimental Psychology: General, 144(5), 993–1002. DOI: 10.1037/xge0000098. Duke Üniversitesi kayıt ve özeti.
  3. Hassan, A. ve Barber, S. J. (2021). The effects of repetition frequency on the illusory truth effect. Cognitive Research: Principles and Implications, 6, 38. DOI: 10.1186/s41235-021-00301-5.
  4. Vellani, V., Zheng, S., Ercelik, D. ve Sharot, T. (2023). The illusory truth effect leads to the spread of misinformation. Cognition, 236, 105421. DOI: 10.1016/j.cognition.2023.105421. UCL açık erişim kaydı.
  5. Brashier, N. M., Eliseev, E. D. ve Marsh, E. J. (2020). An initial accuracy focus prevents illusory truth. Cognition, 194, 104054. DOI: 10.1016/j.cognition.2019.104054.

Kaynak kontrolü: 28 Eylül 2026. Bu yazı deneysel araştırmaları gündelik örneklerle açıklayan bir okumadır. Örnekler Mîzan tarafından kurulmuştur; kişisel bir psikolojik değerlendirme değildir. “Bizce” bölümü editoryal yorumdur.

Bu alandaki yazılara dön

OKUMADAN UYGULAMAYA

Beş durum. Beş kaynak sorusu.

Önce kendi cevabını düşün, sonra değerlendirmeyi aç. Bu kurgusal örnekler puanlanan bir test değil, kaynak okuma alıştırmasıdır.

1. Beş hesap, aynı cümle

Bir tarih iddiasını beş hesap paylaşıyor. Hepsinin bağlantısı aynı imzasız gönderiye çıkıyor. Burada kaç bağımsız dayanak buldun?

Değerlendirmeyi aç

Beş paylaşım buldun; bağımsız doğrulama henüz bulmadın. Bu durum iddianın yanlış olduğunu da ispatlamaz. Olayın belgesine veya konuyu araştıran bir çalışmaya ulaşmak gerekir.

2. Eski bir haber, yeni bir paylaşım

Bir ekran görüntüsü “bugün” sözcüğüyle dolaşıyor. Haberin tarihi görünmüyor. Yeniden paylaşmadan önce neyi kontrol edersin?

Değerlendirmeyi aç

Haberin özgün sayfasını ve yayın tarihini. Bir zamanlar doğru olan bir haberin bugüne aitmiş gibi sunulması bağlamı değiştirir. Bu örnek tekrar etkisinin tek başına açıklaması değil, kaynak kontrolünün ayrı bir boyutudur.

3. Tanıdık bir söz, bilinmeyen eser

Sevdiğin bir düşünürün adı altında defalarca gördüğün bir söz var. Kitap ve sayfa bilgisi yok. Sözün güzel gelmesi aidiyetini doğrular mı?

Değerlendirmeyi aç

Hayır. Bir sözü beğenmek ile onun kime ait olduğunu belirlemek farklıdır. Mümkünse metnin kendisine, değilse güvenilir bir neşir veya araştırmaya bak. Kaynağı bulunamıyorsa kesin bir aidiyet iddiasıyla aktarmamak daha özenlidir.

4. Araştırma var, ama başlık daha büyük

Paylaşım “Herkeste işe yarıyor” diyor. Araştırma ise belirli bir gruptaki ortalama farkı raporluyor. Hangi cümleyi aktarabilirsin?

Değerlendirmeyi aç

Araştırmanın grubunu ve ölçtüğü sonucu koruyan cümleyi. “Herkes” ve “kesin” gibi sözcükleri eklemek bulgunun kapsamını büyütür. Bir kaynağın bulunması, paylaşımın kaynağı doğru aktardığını kendiliğinden göstermez.

5. Kendi paylaşımın yanlış çıktı

Daha önce paylaştığın bir iddianın hatalı olduğunu güvenilir bir kaynaktan öğrendin. Okura ne sunabilirsin?

Değerlendirmeyi aç

Doğru bilgiyi, kaynağını ve önceki cümlenin hangi kısmını düzelttiğini açıkça paylaşabilirsin. Bu bir kişilik sınavı değildir. Bilgi değiştiğinde kendi ifademizi güncelleyebilmek, kaynaklı yayıncılığın parçasıdır.